Artık eskisi kadar yalnız kalamadığımı fark ettim. Hatta daha da kötüsü yalnız kalmaya fırsat bulamadığımı… Gitgide çoğalıyorum ve bu benim gibi serseri ruhlu biri için hayra alamet değil… Aynaya bakıp, eskisi kadar temiz ve masum olmadığımı söylesem kendime itiraz edemeyebilirdim belki ama eskisi kadar yalnız olmadığımı söyleyip buna itiraz edememek beni çok korkuttu…
Bir zamanlar “insanlar içinde insanlara hasret yaşayan” bir ruh olarak, kendimi yalnızlığıma karşı oldukça mahçup hissettim… Çünkü o benim yoksulluğumu paylaşmaya razı olan tek arkadaşımdı… Moralim çok bozuk olduğunda “bütün dostlarım çıksın” dediğim zaman bile o hep yanımda kalırdı. Severdim arsızlığını….
Şiire meyletmiş her hasarlı ruh gibi ben de kendi yalnızlığıma âşıktım ve ona sarılıp yatmaya doyamazdım…
Aslında bizim yalnızlık dediğimiz hal, insanın kendisiyle konuşabildiği, sevişebildiği veya dövüşebildiği andır ve gerçek anlamda yalnızlık değildir, bilmem farkında mısınız?





