Gitmek mi zor, kalmak mı zor
Yusuf Nalkesen’in “Sormamışsın hiç kimseden / Pek üzgünmüşsün giderken” sözleriyle başlayan hicaz şarkısının nakaratını başlık olarak seçtim çünkü geçen hafta -sağolsun Fazıl Say sayesinde- bir “gitmek”tir aldı yürüdü.
Kambersiz düğün olmazsa, Fazıl Say hamuru çok su götürecekse bizim de bu hamura katacak suyumuz da kamberlik hakkımız da olacaktır.
Yılın 330 gününü zaten dışarıda geçiren Fazıl Say, Alman Süddeutche Zeitung gazetesine verdiği demeçte “Kızımı da alıp, Türkiye’yi terk edebilirim” diyerek -gerçi akabinde tercüme hatası olduğunu söyledi- bütün dikkatleri üzerinde toplamayı başardı.
Başardı demek hata olur, zira malum “mağduriyet psikolojisi” ağız değiştirdiğinden olsa gerek, bir anda “terk etme, bizimle kal, mücadele et” bağırışları yükseldi.
Kör ölür badem gözlü olur, Fazıl Say da o emsal.
Hande Ataizi’yle bütün alışkanlıklarını değiştiren, başını şöyle bir kaldırıp, paralar harcamaya başlayan, ‘dünya aslında ne güzelmiş’in farkındalığına varan Say, ünlü piyanistten ziyade Hande Ataizi’nin sevgilisi olarak ünlendi.
O zaman oyunu yarıda bırakma mızıkçılığını göstermeyen Say için, Türkiye’de olmamanın çok da sorun olmadığını, Nuriye Akman’a verdiği “Amerika’da yaşıyorsun. Vatan özlemi çekmiyor musun?” sorusu üzerine “Türkiye’de olmak, piyanosuz olmaktan daha iyi değil” yollu cevabından anlıyoruz.Tamam, sanatçılar kafaları karışık adamlardır bunu anlayabiliriz de, “Başbakan’ı da eşini de tanıyorum, gayet makul insanlar. Emine Erdoğan parlayan gözlere sahip. Sevgi saçan bir insan.” (23 Mart 2007) derken, başı kapalı Emine Erdoğan’ın “Türkiye’yi ortaçağ karanlıkları”götürdüğünü fark edememiş miydi yoksa? O zaman da bütün bakan eşleri örtülü değil miydi?
Onu duyan da, yüzde 70’ler bir olmuşlar, yüzde 30’ları kapı dışarı ediyorlar zannedecek.
Zaten duyuracağına duyurmuş, röportajı yapan Alman gazetesi vasıtasıyla Avrupa Birliği’ne mesajını ulaştırmış oldu.
“Bakın Türkiye’yi İslamcılar sardı. Durum o kadar vahim ki ülkemi terk etmeyi düşünüyorum. Siz bunları mı aranıza alacaksınız!” mealinde sözlerle… (Son cümle, bu sözlerden çıkan anlam olarak ilave edildi.)
Maksat hasıl oldu yani.
Nasıl olsa rahatça gidip İsviçre’ye falan yerleşebilir ya, gidebilecek imkanı olmayan milyonlara nisbet yaparcasına sözler sarf etmek kolay.
İşin ironik tarafı var bir de.
Hem bir taraftan “bunlar %70 olmuşlar” derken, diğer taraftan da buna rağmen “ülke yönetimi yüzde 30’un elinde olsun” mu demek istiyor Fazıl Bey acaba?
akşam gazetesi elif çakır











Sizinde Yorumunuzu Alalım!